Profesyonel Zeka

Değerli dostlarım

Bundan önceki sohbetlerimden birinde sağlıklı yaşlanmada yaşamın erken dönemlerinden başlaması gereken önlemlerin önemine işaret ederken Ferrarisini Satan Bilge nin hayat hikayesine değinmiştim.O kitap hafızamda yer eden kitaplardan biri idi.Bir gün onu da sizinle sohbet vesilesi yapacağım.

Bu gün yine ilgi ile okudğum iki kitaptan (Zeka – Pierre Oleron ve Profesyonel Zeka-Prof.Dr.Hakan Yöney)bende kalan izlenimleri sizlere aktarmak istiyorum.

Burada da konudan biraz çıkıp bir parantez açalım:

( Dostlarım, benim bir sevdiğim ve bir de sevmediğim huyum var.Önce sevdiğimi söylemek istiyorum:

Beğendiğim bir kitabta okuduklarımı dostlarımla paylaşmak beni mutlu ediyor.

Onların da okuması için vereyim siz de okuyun diyorum .Uzun zaman nasıl olsa okuduktan sonra getirirler diye beklerim fakat çoğu gelmez. Sonra başka bir yol buldum.Kitabımın geri gelmesini beklediğimi ima etmiş olmak için : Yalnız kimliğinizi bırakın ! diye takılırım . Bu usul biraz fayda verdi.Fakat şimdi daha emin bir yol buldum .Artık kitap filan vermek yok.Haberleri olmasını istediklerimi penceremde konu ediyorum)

Şimdi kaldığımız yerden devam edelim:

Bildiğiniz gibi insan doğduğu andan itibaren bedensel gelişmesi ile paralel olarak zihni gelişmesini de sürdürüyor.Yanlız bu zihni gelişmenin içinde değişik kanallar var:Zeka, hafıza, el becerileri, konuşma, güzel san'atlardan bir veya bir kaçında özellik gösterme bunların arasında.

İnsan yaşamında iş hayatı giderek önemini arttırdıkça ve yapılan işlerde ve başarıda zihni kapasitenin rolü o nispette arttıkça bu kapasite ve onun önemli bir kısmını teşkil eden zeka, daha ayrıntılı bir biçimde ele alınmağa başlandı.

İşte Profesyonel Zeka kavramı ve onun tanımlanması bu nedenle önem kazandı.

Sonradan çıkan bu kavramdan önce zeka, genel olarak zihinsel gelişme ile birlikte takip edilmekte olup hatta ölçümesi için İntelligence Quotient(IQ) adı ile bilinen Psychometric testler dahi tarif edilmiştir..

 

Zaman içinde bir iş yerinde çalışanların İQ'su ile iş yerindeki başarısının her zaman birlikte gitmediği, başka zihinsel faktörlerin de başarıda rol oynayabileceği dikkati çekmiş ve IQ yanında daha kompleks bir yapısı olan Profesyonel zeka PQ da yer almş oldu.

İşte bu profesyonel zekanın parametreleri için bazı ipuçları:

( Aklınızda bulunsun yeni eleman alırken size de lazım olur !)

-Çok çalışkan iyi eğitimli ve parlak bir eleman bulmuşsunuz.

Fakat öfkesini kontrol edemiyor. Hoş olmayan durumlara sebep olabiliyor.

Sizde: İyi ama, geçimsiz bir eleman kanaatini uyandırıyor.

Gerekli olan bu Özdenetim, kendini kontrol edebilme . Küçük yaşta, verilmesine başlanacak bir terbiye ile, kazanılabilecek özellik olarak kabul ediliyor ve eksikliği profesyonel zekada önemli bir zaafı oluşturuyor.Kişiyi gereksiz bazı güç durumlara sokabiliyor ve brçok değerlerinin göz ardı edilmesine kendisinde de bir pişmanlık duygusu uyanmasına neden oluyor.

-Çok çalışkan,iyi eğitimli ve parlak bir eleman bulmuşsunuz

.Fakat değişen koşullara uymakta zorluk çekiyor veya hiç uyamıyor Hep bildiğini yapmak bildiğini kabul ettirmek istiyor, Adaptasyon yeteneğiyok.Fikri esnekliği eksik.(Burada yine bir parantez açmak istiyorum.Sizi 60 yıl öncesine götüreceğim).İstanbulTıp Fakültesinde öğrenciyim.Dersimiz Fizyoloji. Hocamız da Profesör Winterstein,

1933 yılında Üniversite Reformu yapıldığı zaman Öğretim üyesi kadroları o tarihte Almanya da Hitler rejiminden uzaklaşmak isteyen Musevi asıllı profesörler ile takviye edilmişti.Hepsi Almanya nın o zaman çok değerli ilim adamları idi.Hocamız da onlardan biri idi.

Alışkanlıklarımızın ve bize verilen öğretilerin beynimizde bir iz yarattığını ve bu izler zamanla derinleştikçe düşüncelerimizin bu izden daha güç çıktığını anlattı ve bunu bir örnekle açıkladı :

''Köylerdeki toprak yolları düşünün o topraklarda gidip gelen demir tekerleki arabaların yarattığı izler bir süre sonra o kadar derinleşir ki araba istediği anda bu izlerin dışına kolaylıkla çıkamaz.Buna Almanca da Bahnung –yol haline gelme adı verilir'' dedi ve o yıllarda Almanya daki National Sosyalizmde çocukların bu inançla yetiştirilmesinin önemine ve tehlikelerine de kapalı bir atıf yaptı idi.

Nedense siyasi görüşlerde bu zaaf daha sık görülüyor.

Profesör Winterstein dan söz açılmışken başka bir anısını hatırladım Bır gün imtahanda arkadaşımıza dalağın görevini sordu ( O tarihlerde dalağın görevi çok net bilinmiyordu ,sadece bazı teoriler vardı).öğrencinin de aklına söylenmiş veya okuduğu bir şey gelmiyordu düşünürken unuttum hocam dedi,Hoca da ne yaptın oğlum bilim hayatı çok büyük bir şey kaybetti.Bu sualin cevabını anlaşılan bir sen biliyordun . Sen de unutmşsun dedi İşte hepinizin böyle iz bırakan hocaları vardır, ne mutlu onlara,

Anlaşılan bu parantez içinden kolay kolay çıkamayacağım :

İnternette sık sık bazı güzel sözler dolaşır. Şimdi buraya almak istediğime belki sizler de rastlamış olabilirsiniz

.Konumuza uyan şöyle bir tekerleme var:

Düşüncelerin pozitif olsun,çünkü düşüncelerin, sözlerin olur.

Sözlerin pozitif olsun, çünkü sözlerin, davranışların olur

Davranışların pozitif olsun,çünkü davranışların, alışkanlıkların olur

Alışkanlıkların pozitif olsun ,çünkü alışkanlıkların,değerlerin olur

Ve …değerlerin de kaderin olur. (Dizi negatif için de geçerlidir)

 

 

 

Öyle ise sevgili dostlarım bu söylenenler doğru ise insanın kaderini kendi veya eğitenleri yaratır da diyebilir miyiz? Vaktiniz çok ise biraz düşünün !!!

Adaptasyon yeteneğine geri dönersek bu özelliği ancak bunu göz önünde bulunduran, analitik düşünceyi, sorgulamayı,karşılaştırmayı ,olaylara geniş açıyla bakmayı öğreten bir sistem geliştirir.

Dogmalar ve ezbere dayalı bir öğretim ile böyle bir özellik kazanmak mümkün değildir ve o derinleşen izler, ileride de etkisini gösterir.

Konsantrasyon zaafı .

Çok çalışkan iyi eğitimli ve parlak bir eleman bulmuşsunuz

Fakat bu özellikleri ile işinde başarılı olması beklenen bu genç bir türlü kendisinden beklenen randımanı veremiyor .Üstleri tarafından yakından gözetim altına alındığında bir işe hevesle başladığı,fakat kısa zamanda dikkatini dağıttığı ve birçok işin elinde yarım kalmış durumda bulunduğu, bir tanesine yoğunlaşamadığı birinden öbürüne atladığı görülüyor.Halk dilinde bunun çok güzel ifade eden bir karşılığı var: Maymun iştahlı

Bir güçlük karşısında çabuk paniğe kapılıyor ve bu tarz güçlükler onda stres de yaratıyor.

Bu durumda olan biri ancak iyi bir yönetim ve yönlendirme ile geri kazanılabilir.kendi haline bırakılırsa ciddi özgüven kaybına uğrar.

Yapılacak tek şey masasının üstünü boşalttırmak,, bir konuya konsantre olmasını sağlamak ve onda başarılı olduğunu ona göstermektir.

 

(Haydi yine bir parantez içine girelim ve konumuzu iki tarihi örnekle renklendirelim:

1-Profesör Kazım İsmail Gürkan Hocamdan İnsani münasebetlersohbetimde de bahsetmiştim.:Osmanlı tarihi üzerinde geniş bilgsi vardı.Bir gün bir vesile ile ondan dinlemiştik:

Fatih Sultan Mehmet ordusunda Rumeli askerlerini Sol Kanatta ,Anadolu

Askerlerini de Sağ Kanatta toplarmış.

Rumeli askerinin daha heyecanlı, atik ve kıvrak oluşları taaruza başlamak için uygun vasıflar imiş.Fakat dirençle karşılaştıklarında ayni performansı devam ettiremezlermiş.

O zaman sağ Kanatta topladığı Anadolu Askeri ile tarruzunu yeniler ve devam ettirir,onların dyanma gücü ile sonuca ulaşırmş.

 

Demek ki bir yöneticinin, elemanlarının özelliklerini tanıyıp onları yerinde kullanması da onun profesyonel zekasının bir kanıtı imiş ,

Başka türlü de 25 yaşında Fatih Sultan Mehmet olunamazdı.

 

Tabii bu konuda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatük ten daha güzel bir örnek bulunamazdı:

(Değerli dostlarım ,Parantez içinde parantezler ile yolumuza devam edelim:Hediye vermenin önemi etkisi, anlamı ve incelıkleri hakkında bir kitap yazılabilir.Bunu niçin söylüyorum.Almanya dan bir Profesör arkadaşımı burada bir konferans vermesi için davet etmiştim.Gelirken hediye olarak da bir kitap getirmiş.Ama verirken Hediye karşılığıGeschenk kelimesini değil de çok daha mütevazı hediyeler için kullanılanMitbringsel beraberimde getirdiğim anlamındaki kelimeyi kulandı

Getirdiği kitap Birinci Dünya harbinde Osmanlı ordularına komutan olarak atanan Alman General Liman von Sanders in 1918 de harbin hemen bitiminde Almanya ya dönünce yazdığı ve 1919 da basılan Fünf Jahre in der Türkei isimli kitabı idi.Kitabı merakla okudum. En çok merak ettiğim Mustafa Kemal in Anafartalardaki savaşlarını ve kendisini nasıl değerlendireceği idi. Çünkü Mustafa Kemal , Generalin kitabını yazdığı tarihte henüz Samsun a bile geçmemiş.sadece Çanakkale de başarılı bir savaş vermiş genç bir komutandı. İlerideki başarıları daha yaşanmamamıştı, İşte size oradan bir alıntı:

General Liman von Sanders anlatıyor:

‘’O gün akşama doğru Binbaşı Willmer den aldığım haber,16.Kolordu birliklerinin, henüz tarafımdan emredilen açılma mıntakalarına gelmedikleri yönünde idi.Bunun üzerine gecikme sebebini Kolordu komutanından sordum.Cevap olarak,.yorgun olan birliklerin halinin , hemen bir hücum yapmaya müsait olmadığıı idi.

Bu sebeple daha o akşam Anafarta mıntakasında toplanan bütün birliklerin komutasını, Arıburnu cephesinin kuzeyindeki 19.Tümen komutanı Albay Mustafa kemal bey’e verdim.

İlk askeri başarısını Trablusgar’pta kazanmış olan Mustafa Kemal bey, sorumluluk almasını seven ,görevine bağlı bir komutan karakterine sahipti.Kendisi 25 Nisan sabahı,19.Tümen ile ve kendi kararı ile muharebeye müdahale ederek düşmanı sahile kadar sürmüş ve bundan sonra üç ay durmaksızın,kırılmaz bir dirençle şiddetli taarruzlara başarı ile karşı koymuştu.

Kararlılık ve çalışkanlığına tamamen güvenebilirdim.

9.Ağustos sabahı,üç defa emredilmiş olan taarruz, Azmak derenin iki tarafından yapılarak pek çok yerde düşman sahile sürüldü.Ancak Mestantepe düşmanın elinde kaldı.

Kaybedilen 24 saat artık telafi edilemedi.Bu Anafartalar muharebelerinin atlatılan ikinci buhranı idi.Düşmanın Anafartalar ovasında ilerlemesi anck son dakikada durdurulmuştu.’’

4- İşine bakış açısı ,

Çok çalışkan iyi eğitimli ve parlak bir eleman bulmuşsunuz

Kendisinden atılımlar, parlak başarılar bekliyorsunuz. Verdiğiniz işi düzgün yapıyor. Fakat bir heyecan ve heves görmüyorsunuz.

Ya bu işi kendisine küçük görüyor veya kazandığını az buluyor.Kendisini ispatlamayı değil önceden takdir edilmeyi bekliyor.

Burada yine bir parantez açmak istiyorum:

  (Dalaylama hakkında yazılmış bir kitapta Dalaylama nın Batı toplumunda ve Uzakdoğu toplumunda insanların işlerine nasıl baktıkları ve onu nasıl değerlendirdikleri hakkındaki görüşleri anlatılıyordu:

  ‘'Batı toplumunda sıradan insanlar için genelde işi, onun hayal ettiklerini ,

ideallerini gerçekleştirmesi için gerekli bir araçtır.Esas amacı olan mutluluk, bu ,hayalleri gerçekleştikten sonra başlar,Bu, almak istediği daha büyük bir ev ,çocuğunu göndermek istediği daha pahalı bir okul veya lüks bir otomobil olabilir.Bunlar, onun için kuvvetli teşvikler, motivasyonlardır.

Uzakdoğu felsefesinde ise bireyin işi kutsaldır.Önce ona toplumun içine girmesini sağlar,orada arkadaşlar edinir.Ürettiği bir şey yaptığı bir iş vardır,Bunlarla kendisine güveni ve saygısı arttığı gibi, kazandığı ile ailesinin beklentilerini karşılar ve onların da saygısını ve sevgisini kazanır

İşte bütün bunlardan dolayı doğu medeniyetlerinde fert için işi kutsaldır,

Türkçe mizde de onu çok güzel ifade eden bir halk deyimi vardır:

‘ 'Ben oranın ekmeğini yedim'' der. Bu söz oraya olan vefasını ve saygısını ifade eder.

Değerli dostlarım ,

Bu birkaç örnekten görülebildiği gibi profesyonel zeka  büyük ölçüde eğitim ile, yönetim ile ve bulunduğu ortamda örnek alınabilecek lider vasfında kişiliklerin varlığı veya yokluğu ile doğrudan ilgili bir özelliktir.

Profesyonel hiyerarşide her kademenin buna özen göstermesi kurumlar için hayatidir.